x
Yakın Görsel

Anasayfa > Prost > "Les Paul" serüveni
Makale ana resmi

Nedir Bu Armut Kasa Kardeşim?

Rahmetli Lester William Polsfuss sağolsun -biz onu Les Paul diye tanıyoruz- 1952'de piyasaya ilk solid gövde gitarı satmasıyla başlıyor hikaye. Gitar armutu andıran bir gövdeye ve kemanı andıran bir klavye eğimine sahip olmakla birlikte kalın ve birçok gitaristin belki ileride fıtık olmasına sebebiyet verecek ağır maun gövdesine sahip bir icat, modelin adı da sahibinden geliyor: Les Paul. O dönemlerde gitarların elbette bugünki piyasa fiyatlarıyla satılmadığını parantez içerisine alacak olursak, müzisyen kardeşlerimiz alıp denemeye başlıyorlar ve beğenip albümlerinde konserlerinde kullanıyorlar. Bir albüm iki konser üç plak derken ee çoğaldıkça çoğalıyor tabi.. Ancak değişmeyen tek şey çaldıktan sonra insanların bu gitardan sıyrılamayışı oluyor. Gitarın kendine has tınısı kendini o kadar kabullendiriyor ve tatlı geliyordu ki armut kasamız artık kayıt ve konserlerin vazgeçilmez bir parçası olmaya başlıyor. Gitarımızın bu tatlı blues-R&B macerası 70'lere kadar güzel güzel devam ederken dinazor diye tabir ettiğimiz, gitarı hunharca kullanacak olan ve bizim bugün hayranı olduğumuz gitaristler yavaş yavaş ergenlik çağlarını atlatıyorlar tabi.

 

 

Herşey güzel müzik piyasası coşuyor ve live performanslar dünya medya tarihindeki değişmez yerlerini alıyordu. Derken 21 Temmuz 1987'de Geffen Records piyasayı bombayı bırakıyor:

Appetite for Destruction !!

 

Gece sabaha karşı 2'de dinletilmesine rağmen beklenmedik bir şekilde ilgi odağı olan ve dinlenmede üst sıralara tırmanan bu albümde, grubun gitaristi Slash les paul gitarın bize JCM 800 model amfisi ile ne kadar uyumlu olabileceğini gösteriyor. Amfiden distortion efektini alan gitar adeta ağlıyordu ve dünya gitarın haykırışlarına donakalmıştı. Bir diğer macera ise yine 87'li yıllarda Ozzy Osbourne gitaristi Zakk Wylde ile devam ediyordu elbette; les paul gitarın metal müzikte kullanılmasında etkin rol oynuyordu kendisi. İşin özeti dünya les paul kasa gitarın ağır efektlere karşı ne kadar dayanıklı ve uygun olduğunu anlamış oldu. 80'ler rock-metal dumanları dünyanın dört bir yanını kaplamışken tam olarak dinazor abilerimizin gönlünü de o zamanlarda kapmıştı gitarımız. Yıldızlar parladı, birbirinden güzel albümler çıkmaya devam etti ve o albümler günümüze kadar seslerini duyurmayı başardı. Sonrasında tabiki dinleme öğrenme çalma sırası bize geldi. Liste böyle uzar gider bu paragrafta, iyisi bi satır başı yapalım :).

Kütük kütüğü çeker

Gelelim neden serüven dediğime. Elektro gitarla ilgili bir hayalim vardı ve ilk olarak stratocaster model gitar ile yola devam ettim. Öncesinde sekiz yıllık bir gitar geçmişim vardı ve ben elektro gitar tekniklerini ne yazık ki klasik gitar ve sağda solda bulduğum akustik gitarlarda deneyebilmiştim. Ne mi oldu, hiç bir işe yaramadı elbette. Bir elimde 10 watt bir amfi diğer elimde gıcır gıcır cilalı fakat bir o kadar da başına geleceklerden habersiz olan strat gitar ile bi başına kaldım. Elbette ilk çıkan sesler korkunçtu, mahallede uykusunu kaçırdığım ve kabuslarına istemeden arka fon müzik koyduğum herkesten buradan özür diliyorum. Bir iki gün bu şekilde devam ettikten sonra gitar eğitim videolarından ilerleyerek devam ettim. Ne demiştim, sekiz yıl gitar çalmıştım zaten, evet şöyle bir katkısı oldu diyebilirim: el pratikliği. Bir nevi eli yatkın olmak da diyebiliriz, çok hızlı ilerledim işin özeti. Sevdiğim ve hedeflediğim tarza doğru kendime bir yol çizdim ve yılmadan o lanet metod kitaplarını bitirdim. Buradan yeni başlayanlara söylüyorum benden nasihat, metod kitapları gitardan soğutur kağıda yazın duvara asın kendiniz çalışın.

 

 

Neyse şöyle böyle devam ederken artık bir yerde tıkanmaya başladım, o albümlerde kasetlerde duyduğum dolu dolu mid-bass karışımına erişemiyordum. Artık vakti gelmişti, gönüller bir olmuştu ve sevenlerin arasına girilmemeliydi. Kader bütün yollarını açtı ve ilk armut kasa gitarım ellerimdeydi. Uzun süre enstrüman çalanlar iyi bilecektir, müzisyen ile enstrümanı arasında zamanla bir bağ oluşur, o elinizdeki alet her ne kadar cansız bir cisim gibi görünse de aslında bir ağaçtır ve en az sizin kadar da canlıdır. O gün o gitar aileye katılmıştı. Evdeki üç gitar arasında yerini çoktan almıştı bile. Hedeflediğim tınıyı almak için tek yapmam gereken gitarı amfiye bağladıktan sonra basitçe tellerine vurmaktı. İstediği kadar adi bir manyetik olsun, o ağaç herhalde elinizi kaldırmasanız telleri sonsuza kadar tınlatır, böyle bir sustain görmedim. En sonunda aradığımı bulmuştum.

                                            ***

Özetle benim için maddi güçlüklerle atlatılan ve alınmak için epey uğraş sarfedilen bir süreçti. Gitarıma kavuştum, hala bu gitarı kullanmaktayım ve sanırım ömrümün sonuna kadar da kullanmaya devam edeceğim. Eve temizliğe gelen kadın sık sık düşürüyor gitarı, sanırım o da armut kasa gitar istiyor ve kıskanıyor, en sonunda kavga edicez öyle görünüyor. Bir de penalarımı kara deliklere atıyor evde hiçbir yerde bulamıyorum. Tövbe yarebbi neyse... Diyeceğim o ki gitarı aldınız olay bitmiyor, onu sevin, çalın, enseden şov yapın, hayvan gibi tellere asılın ve temizlikçi kadınlardan koruyun. Abimiz les paul yapmış yapacağını diyorum, buradan selam olsun. Kalın sağlıcakla.

  • o değil de rengi önemli,renk candır, üstünde dövme varsa candır hatta..


Metehan Gülaç

Metehan Gülaç

Web yazılım ile uğraşan Elektronik Mühendisi

Merhaba ben Metehan Gülaç. 25 Mart İstanbul doğumluyum.

İnstagram profil fotoğrafı
@metehanglc
Asi,  Huysuz   Blogger